5 Şubat 2010 Cuma

Bölüm 2

Bulutlar çok yoğun; sanki iç içe geçmişler birbirleriyle gizli gizli çiftleşiyorlar, rüzgar hafif hafif esiyor. Kuşlar bugün sesiz ötüyor sanki. İnsanlar her zaman olduğu gibi umarsızca yürüyor. Hiç bir şey düşünmüyolarmış gibi bir izlenim veriyorlar. Yüzlerinde ufacık bir mimik bile yok.Kendilerinden çok eminler, egolarının tatmin olması için herşeyi yapabilirler. Ben ise tedirginim belki birazda uyuşuk. Sanki ölümle yaşamın arafında yaşlı işe yaramaz bir köpek gibi aç, pişman ve firari... Kendim için ve mutluluk üzerine ya da ona çok yakın bir duyguyu arıyorum... Bulamıyorum. Ve yine ellerimde biletler öylece bekliyor buluyorum bu hantal bedeni. Birileri gelse bir bilet alsa keşke diyorum. Hiç mi inanmazlar şanslarına, ya size çıkarsa ? Evet çıkar neden olmasın. Biraz daha gür bağırmalıyım o zaman, biraz daha içten. Sesimin kısılması ne kadar önemlidir ki ? Önemli olan paradır, avazım çıktığı kadar bağırıyorum şimdi, dönüp bakanlar olur mu acaba ? Böyle bağırırsam insanları çekebilirim buna inanıyorum. Onları sevmemek ve onları küçümsemekte niyeymiş ? Kızıyorum kendime. Benim güzel müşterilerim onlar, o insanlar benim yaşam kaynağım. Ekmek veren el ısırılmaz. Hayır hayır, onların egoları çok sağlam. Onlar iyiler ve benim biletlerime muhtaçlar.

Bekliyorum. Bu bekleyişler hep uzun sürer , zaman bir türlü geçmek bilmez. Hele kışın eksi on derecede çok zor geçer, sıkılırım. Parkta koşan çocuklar, caddede ki arabalar ve hayvanlarda olmasa... Hep gözüm takılır onları izlerim, o klasik döngüyü seyretmek zamanı biraz da olsa hızlandırır. Keşke bu uzun zamanı kısa yaşamak için daha iyi bir uğraşım olsaydı. Offf, böyle bir şeyin olamayacağını biliyorum hemde bundan gocunuyorum. Sabretmesem başka bir iş yapabilecekmiyim bu sakat halimle ? Benim için en güzel ve kolay meslek biletçilik...

Bir kaç saat sonra orta yaşlı bir kadın bana doğru yaklaşıyor tiz sesiyle ‘’ biletçi bakarmısın ? ’’ diyor. Ben de asil insanların hizmetkarları gibi ‘’buyurun efendim’’ diyorum. Kalbimin atışı şiddetleniyor,o kısa zaman içinde elime geçecek paranın hesabını kuruyorum . Acaba tam mı alır yoksa yarım mı ? Çeyrek alırsa kahrolurum. Ya hiç bilet almaz da adres sorarsa yada başka bir soru ? Çeyrek alsalardı keşke...


Kadının yanında ki kırmızı ceketli şirin kız çocuğuda ; beyaz şapkalı tombul şirin görünümlü adama doğru seyrek adımlarla yürüyerek geliyor. Kadın gözlerimin içine bakıyor ve bir bilet istiyor. Kızına bir tane seçmesini söylüyor. Bıyık altından gülüyorum sanki. Bilet destesini eğilerek kıza uzatıyorum o sıra, küçük kız kendine yüklenen görevin bilincinde. Şansı için ona yaptırılan bu şey ; onu kendince özel kılıyor. Saf küçük yürek için, önemsendiğinin ve kendisine değer verildiğinin bir göstergesi olmalı.Belkide sevinmiştir. O an çocuk olmayı istiyorum, acılı ve mağrur bir şekilde. Kız bir bilet seçiyor. Annesi bileti çekiyor, parayı uzatıyor. Aldıkları yarım biletin parasını cebime sokuyorum. O anda içime bir neşe doluyor ve içten içe sevincimi ikiye katlıyorum. Geçte olsa bugün için ilk biletimi satmış olmanın neşesiyle bir sigara içiyorum, iç çekerek ve çocuk olmayı hayal ederek.

0 yorum:

Yorum Gönder